KUTSAL SUYLA BULUŞTURAN YİTİK MİRAS
Su bütün din ve kültürlerde kutsaldır. Canlı olan her şey sudan yaratılmıştır. Canlılar için en önemli nimet olan suyun kaynaklardan, çeşmelerden kamusal alanda ve evlerde kullanılabilmesi için ihtiyaç duyulan, mimarti anıtsal çeşmelerin ve evlerimizin estetik birer ayrılmaz parçası musluklar….
“Musluk” kelimesi, Arapça’da devamlı su akan boru anlamına gelen “maslak” kelimesinden dilimize geçmiştir. Şemseddin Sami, musluk kelimesini, “Kâmus-i Türkî”de: “Suyu istenildiği vakit akıtıp istenildiği vakit kapamak üzere çeşme vesaireye takılan burma” olarak tanımlamıştır.
Celal Esat Arseven ise Sanat Ansiklopedisi’nde musluğu “Borudan gelen suyu istenildiği vakit kesmeye veya akıtmaya mahsus olarak çeşmelerdeki boru ağızlarına takılan tunç veya pirinçten bir alettir ki, üstünde bulunan kulak gibi yerinden burulduğu vakit içindeki delik yana gelerek suyun geçmesine mani olur.” şeklinde tanımladıktan sonra şunları eklemektedir: “Burulduğu için eskiden buna burma denilirdi. Sonraki maslak kelimesinden gelen musluk tabiri taammüm etmiş ve burma tabiri terk olunmuştur.” Aynı eserin “Burma” maddesinde ise “Musluğa verilen eski isimdir. Su borularının çeşmedeki ağzına takılan ve burularak açılıp kapatılan eski şekil musluklar ki, bunlara ‘çeşme burması’ denilirdi.” şeklinde tanımlanmıştır.
Musluk günümüzde kullanılan ansiklopedilerden Meydan Larousse’da ise; “Dışarıdan idare edilen bir tapa yardımı ile bir boru içindeki akışkanı durduran veya yeniden başlatan cihaz” olarak tanımlanmaktadır. Musluk, dilimizde sadece su için değil, diğer sıvılar ve gazlar için de kullanılan bir sözcüktür. Musluklar içinde önemli bir bölümü kapsayan su muslukları ise asırlardın beri kullanılan ve bilinen basit aparatlardır. Muslukla birlikte vanalar da suya yön vermek, kontrol etmek için kullanılan önemli unsurlardan biridir.
MUSLUĞUN KISA TANIMI VE GÜNDELİK YAŞAMDAKİ YERİ
Osmanlı toplumunda çeşmeler gündelik yaşamda önemli bir yer tutarlar. Bu çeşmelerin ayrılmaz parçası olan ve insanları suyla buluşturan musluklar su kültürümüzün ana elemanlarından biridir. Çeşitli dini inanışların etkisiyle Osmanlı toplumunda hakim olan akar su kültürü ile suların musluklar aracılığıyla kirleri alıp götürdüğü insanları arındırdığı ve insanların ibadet etmesi için abdest almasında aracılık eden musluk bu kutsallığa aracılık etmektedir. 19. Yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar hâkim olan mahalle ve sokak çeşmelerinde kullanılan musluklar
19. Yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı gündelik yaşantısına hakim olan kent kültürü ile beraber artık yavaş yavaş evlere de girmeye başlamış ve bu dönemde ev lavabolarında İstanbul’da imalatı yapılan tekli musluklar, bataryalar kullanılmaya başlamıştır. 20. Yüzyılın başlarında ise artık Avrupa’dan da Osmanlı pazarı için özel olarak üretilmiş olan porselen burmalı, çiftli banyo muslukları (bataryaları) ve özellikle Barok kültürünün etkili olduğu musluklar kullanılmıştır. Halk zaman içerisinde ahşap evlerden apartmanlara geçmeye başlamış, musluklar, çeşmelerden lavabolara geçerek mahalle kültüründen kent kültürüne geçiş sağlanmıştır.
Musluğun insan yapısı ve nesneler dünyasındaki işlevi, öncelikle kullanım değeri açısından önem taşımaktadır. Yüzünü yıkamak ya da susuzluğunu gidermek için bir ırmak kenarına gitmek zorunda kalan insan ile ihtiyacını musluktan karşılayan insan uygarlığı gösterir. Musluk insanın gündelik yaşamına kolaylıklar getirir. İnsanın su ile ilişkisini doğrudan sağlayan musluk pratik bir işlev üstlenmiştir.
Musluklar üzerine takıldığı çeşmelerle birlikte bir mimari anıta dönüşürler. Dinî yaşantıda su kültürünün önemli bir yeri vardır. Su, cennetteki doğanın kaynağıdır ve yeryüzündeki insan doğasını arındırır. Çeşmedeki musluğa uzanan el, kendisine şifa veren, ruhunu huzura kavuşturan suyla manevi bir atmosfere girer. Cami, kilise, havra, mezarlık, kervansaray ve hamam gibi yapılarda yapılan çeşmeler ilahi bir atmosfer oluştururlar. Geçmiş yüzyılların estetik beğenisi yansıtan musluklar bugün antika konumundadır. Tarih boyunca kullanım değeri değişmeyen musluklar, değişen estetik değerleriyle vazgeçilmezliklerini sürdürür.
OSMANLI DÖNEMİ MUSLUKLAR
İstanbul su uygarlığının başkentidir. Tarihi boyunca ‹stanbul’da suyla ilgili tesislere çok önem verilmiştir. Dolayısıyla Osmanlılar’dan pek çok musluk kalmıştır. Osmanlı dönemi İstanbul’unda muslukların durumu açısından iki çeşit çeşme vardı. Birincisi “sade lüleli” denilen ve sürekli akan çeşmeler, diğeri de “burma lüle” ya da “burma lüleli” denilen çeşmelerdi. Burma lüleli çeşmelerin farkı basit lülelerin yerine konulan burma lüleli musluklardı. Burma lüleli musluklara bazen yalnızca “burma” dendiği de olurdu.
İstanbul’daki her şey gibi, burma lüleli muslukların üretimi de bir loncaya bağlı olarak gerçekleştiriliyordu. “Dökümcüler Loncası” diye bilinen bu esnaf grubunun Süleymaniye’de, Odunkapısı civarında faaliyet göstermiş olduğu bilinmektedir.
Halk arasında bakır madeni kutsal sayılmıştır. Dolayısıyla, musluklar, şifa tasları gibi suda kullanılan birçok eşya bakır, bakır alaşımlarından yapılmıştır. Anadolu Selçukluları döneminde ve Osmanlı ilk dönemlerinde bakır-kalay alaşımı olan bronzdan, 18. Yüzyıl–19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başlarında bakırçinko alaşımı olan ve halk arasında renginden dolayı sarı diye bilinen pirinç alaşımından yapılmıştır. Süleymaniye işi sarı musluklarda Osmanlıca “ Birinç” damgası bulunmaktadır.
Türk-İslâm şehri olarak İstanbul’da suyun mümkün olan her yere götürülmesine çalışıldığı gibi, yerinde kullanılmasına, zayi ve israf edilmemesine de dikkat edilirdi. Aslında daha ilk başta bunun önüne geçilebilecek şekilde davranılır, su verilecek yerin ne kadar suya ihtiyaç duyacağı hesaplanır ve o kadar su verilirdi. Ama lüle adı verilen, çeşme ve musluklara takılan küçük boruyla yapılan bir akar sistemi, suyun sürekli akmasına neden olduğundan su israfının önüne geçilemezdi. Su boş yere akar, sokakları çamur kaplardı. Bu duruma karşı kayıtsızlık, “Mahalle çeşmesinden kesintisiz akan su, Osmanlı insanının kafasında sonsuzluk imgesini yeterince canlandırabiliyordu.” şeklinde açıklanmıştır. Ancak 16. Yüzyıl’ la birlikte su sıkıntısı baş göstermiş, muslukların kullanımı da herhalde en çok bu nedenle teşvik edilip yaygınlaştırılmıştır. İlk olarak 1560’lı yıllarda çeşmelere “burma lüle” adı verilen musluklar takılmaya başlanmıştır. Sürekli akan çeşmelerdeki sade lüleler, burmalıya çevrilince o çevrede başka çeşmeler yapılmasına imkan verecek kadar su tasarrufu yapılabilmekteydi. 1577 tarihli Mühimme Defteri kaydı, bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Kayda göre, suyun çeşmeden boşuna akmaması için konulan burma lüleden tasarruşa kazanılmış su sayesinde yeni çeşmeler yapılabilmiş ve ardından halk israfa bile başlamıştır.
Osmanlı döneminde ilk defa Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir ferman yayımlanarak burmalı lülelerin kullanılması zorunlu hale getirilmiştir. M. 1564 tarihli bu fermanda şöyle denmiştir: “İstanbul Kadısına ve Suyolu nazırına hüküm ki, bundan akdem anaya enmeğe kabil olmıyan bazı sade lülelu çeşmeler gice ve gündüz akub sokakları balçık eyledüginde ötürü zikr olunan çeşmelere burma lüle dakılub artan suyu kendü akçeleri ile bazı Müslümanlar çeşme ve musluk bina eylemek istediklerinde (…) çeşmelere burma lüle dakılub murad eyliyen Müslümanlar kendü akçeleri ile çeşme ve musluk bina eylemesi içün emr-i şeriŞm virilmiş idi ol emr-i şeriŞm mucebince ol asl çeşmelere burma lüle dakılduğundan mahalle imamı ve cemaat akan su bağçelerimize ve bostanlarımıza akmak eciliyün bu su bize virilmiştir. Yabana akarsa aksun lüleye rızamız yoktur deyü emrime muhalefet idüb ve dakılan lüleyi birkaç defa ufatduklarun bildirmegin buyurdum ki, ol asl çeşmelere burma lüle dakılduğundan lüleyi ufadan eger sipahi ve sair kullarım ta’ifesi ise kapuma ar eyliyesin ve eger şehrlü halkından ise mukem hakkından geldükden sonra cerimesin aldurasın ve yabana akmak eciliyçün burmayı açuk koyanların dahi vech-i meşruh üzre haklarından gelesin. Fe emma bu bahane ile asl suya zarar ve ziyan gelmekden gayet hazer idesin ve bundan akdem lüleler dakılmış iken mahallede bazı kimesneler lüleri bozub zayi itmişler dahi buldurasın. (Mezbur nazıra virildi.) Fi gurre-i Muharrem 972.”
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan birer sanat abidesi olan su kemerlerini yaptırarak Kırkçeşmeler vasıtası ile İstanbul halkını suyla buluşturmuştur. Malik Aksel’in sözleriyle: “İstanbul’da Bizans’ın bin yılda sarnıç ve mahzenlerde hapsettiği sular, fetihten sonra, sebiller, selsebiller, şadırvanlar çeşmeler, fıskiyeli havuzlar, sertablar ve bentlerle hürriyetine kavuştu.” Mimar Sinan bu dönem itibariyle İstanbul’da su sorununu çözmüştür. Kanuni Sultan Süleyman’da kendisinin evine su hattı çekmesine izin vermiştir. Zaman içerisinde İstanbul nüfusunun artması ve diğer sebeplerle özellikle 16. Yüzyıl son çeyreğinde yine İstanbul’da ciddi bir su sıkıntısı çekildiğinde halk arasında Mimar Sinan için evinde izinsiz su hattı çektirip su kullanıyor söylentileri en sonunda kendisinin saraya şikâyet edilmesine yol açmıştır. Bunun üzerine Padişah III.Murad 1577 tarihli bir fermanla İstanbul kadısından olayı soruşturmasını istemiştir. Bu fermanda “İstanbul kadısına hüküm k;, hala rikabı hümayunuma rık’a sunulub mimar başı olan Sinan için merhum ve mağrifun-leh ceddim Sultan Süleyman tabe serahü imaret-i amiresi suyundan bir lüle su alub kendü kapusu önünde bir büyük hazinelü çeşme bina idüb ve çeşme kurbinde mermerlerden bir sanduk şeklide bir nesne yabdırub çeşme canibinde bir delük koyub öte canibe künk döşeyip evlerinde hamamlar ve musluklar itdirüb ve taşra çeşmenin lülesine asılan başı bir oluk peyda idüb çeşme lülesine berkidüb su hazinesin günde iki def’a tamamen boşaldub Kağıthane suyu gah serseri ugradugı yire kendü evinde kuyu kazub ve lağım idüb ol kuyuyu dahi istimal idüp ve kendü evi etrafında dükkanlar temam oldugı yerde üstü kurşun örtülü bir damı kesdirüb kurşunun kerestenin evine daşıdub vakfa gadir eyledügi hususa vech-i meşrüh üzre olmağla Tıb medresesile üç medresenin suyu kalmıyub abdeste ve sair havayice kifayet eylemedügi ve bunlardan ma’ada dahi bazı husus yazılub şikayet olunmagıyçün vakf-ı mezburun mütevellisi marifeti ile sana gönderildi.
Buyurdum ki, vusul buldukda gönderilen rık’ada mastur olan mevaddı yerlü yerinde mütevelli marifeti teftiş itradürüb göresin.Ş’l imaret-i amire suyundan bir lüle su alunduğu vaki midür ve temessük ile almışdur ve çeşme kurbinde bina eyledügi sanduğun imaret-i mezbure suyuna şer’an zararı varmıdır ve Kağıthane suyu yirine lazum idüb ol suyu istimal eyledügü vaki midir niçin kesmişdir emir ile mi kesmişdir aslı nedir ve sair isnad olunan hususlar vaki midir nedir yerlü yerinde görüb her hususda aslına ve hakikatine vakıf ve muttali olub subut bulduğu üzre mufassal yazub bildiresin (Sahib-i saadete gönderildi) Fi 25 c 985 (1577)”.
Bu ferman ile yapılan soruşturma neticesinde ömrünün son demlerinde Mimar Sinan huzura çıkmıştır. Yapılan soruşturma neticesinde divanda alınan karar ile evindeki suyun kesilmesine karar verilmiştir. Vefat anlarında yanlarında bulunanlar dudaklarını ıslak bir bezle ıslatmak istediklerinde evdeki çeşmenin akmadığını görmüşler ve Mimar Sinan suya hasret bir şekilde vefat etmiştir.
Günümüzde gerek özel koleksiyonlarda, gerekse müzelerin koleksiyonlarında, çok sayıda musluk vardır. Musluklar kolaylıkla taşınabilen ve yeniden yerleştirilebilen eserler olduklarından, kesin olarak tarihlendirilmeleri güçtür. Mahalle çeşmelerine takılan burma lüleli musluklar, oldukça sade, hattâ kabaydı. Buna karşın, konaklarda ve saraylarda kullanılanlar son derece süslüydü. İşte bu nedenle, muslukların bezeme özellikleri dikkate alınarak bunların nerede kullanılmış olabileceklerine dair kabaca bir tahminde bulunmak mümkündür. Örneğin Topkapı Sarayı’ndaki çeşmelerin, ayna taşları, muslukları ve yalaklarıyla bir bütün olarak ele alındıkları anlaşılmaktadır. Üstelik bu çeşmeler ve muslukları, Osmanlı Devleti’nin en güçlü ve zengin olduğu zamanda sarayı ziyaret eden yabancıların sayısız gözalıcı ayrıntı içinde dikkatini çekecek kadar süslüdür.
Klasik devir musluklarında sad eve zarif modeler, açma kapama düzeneklerinde de stylize kubbemsi yapılar görülmektedir. 18.Yüzyıl başlarından itibaren süslü ve gösterişli musluklargörülmekte, selçuklular döneminde kullanılan ejder başı stylize edilerek suyun aktığı çıkış uçları ters lale görünümüne dönüşmektedir. Yine 18. Yüzyılda açma kapama düzenekleri bitkisel palmet, istiridye- ışınsal mtifli, suyun aktığı çıkış uçları sarık motifli olarak dikkati çekmektedir.
Değişen sanat anlayışı, değişen yaşam biçimiyle içiçe bir görüntü çizer. Yalnızca tek su akıtmak için kullanılan musluklar haricideki muslukların da zaman içinde kullanılmaya başlanmış olduğunu görmekteyiz. Özellikle saray ya da konaklar, 19. Yüzyıl’dan itibaren hem sıcak, hem de soğuk suyu akıtmak için çift kollu musluklar konulmuştur. Örneğin Topkapı Sarayı hamamlarında, soğuk ve sıcak suyu birleştirerek tek ağızdan veya iki kolu birleşerek iki ayrı ağızdan ya da sıcak ve soğuk suyu iki ayrı ağızdan akıtan yan yana iki musluğun yerleştirildiği görülür.
CUMHURİYET DÖNEMİ MUSLUKLAR VE MUSLUK ÜRETİMİ
Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında, Osmanlı sanatının son devrine ait olan yeni klasik üslupta geliştirilmiş motişi muslukların ve çift musluk şeklinde olan bataryaların üretimine devam edilmiştir. Bu yıllarda musluk ve bataryaların imalatı, Ermeni ve Rum ustalarca sadece kum kalıplara döküm yapılarak “kum döküm” olarak tanımlanan yöntemle küçük atölyelerde yapılıyordu. Bu musluk kalıpları o dönemlerde el tipi tezgâhlarda ilkel yöntemlerle yapılmaktaydı. Kok kömürüne hava üşenmesiyle eritilen hurda parçalarla yapılan kum döküm işleminde 1950’li yıllardan itibaren atölyelerde kok kömürü yerine brülör-mazotlu ocaklar kullanılmıştır. Zaman içerisinde Ermeni ve Rum ustalar yanlarına Osmanlı Müslüman tebaadan da çıraklar alıp bunları yetiştirmiştir.
Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak musluk üretiminde daha ucuz maliyetli ve işlemesi kolay olan için bakır- çinko alaşımı olan pirinç tercih edilmiştir.
Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında musluk imalatı yapan Ermeni ustalar ve aileler aynı zamanda musluk satışlarını da yine kendileri yapmaktaydı. İstanbul’da Galata’da Perşembe Pazar’ında ve Karaköy civarında muslukçu dükkânları bulunmaktaydı. ‹stanbul musluk ticaretine o dönem büyük katkıları olan Gasbaryan Ailesinden Gasbar Gasbaryan’ın bir ödemesini yine Cumhuriyetimizin ilk inşaat malzemeleri ve musluk ticaretini yapan değerli büyüğümüz rahmetli Koçzade Ahmet Vehbi Bey (Vehbi Koç) aracılığıyla tahsil ettiğini gösteren ve Adell koleksiyonunda yer alan bu doküman, Türk Musluk tarihi açısından önemli bir arşiv evrakıdır. Bu vesilesiyle yazıda ismi geçen aileyi anıyoruz ve Vehbi Koç’a da Allah’tan rahmetler diliyoruz.
Musluk gövdesinde sızdırmazlık için cam suyu kullanılıyor, dökümden kaynaklanan hatalar lehim ile dolduruluyordu. Ürünün temizliği açısından musluklara tesviye ve polisaj işlemleri uygulanmaya ve krom kaplanmaya başlanmıştır. Musluk üretimi sanayinin başlaması ile ithal ürünlere ihtiyaç duyulmayacak kalite ve miktarda üretim gerçekleştirilmiştir. 1960’lı yıllarda yerli sanayinin üretime başlaması ile ithal ürünlere ihtiyaç duyulmayacak kalitede ve miktarda yerli sanayi kurulmuş oldu. Daha sonraki yıllarda musluklar, döküm tekniğinin yanında “Preste Sıcak Şekillendirme” yöntemiyle üretilmeye başlamıştır. Böylelikle yüzey kalitesi arttırılmış, dökümden kaynaklanan sızdırma problemleri büyük oranda sorun olmaktan çıkmıştır.
Batarya dökümünde de taslak elde edilmesinde kullanılan basit kuma döküm tekniği ile gelişmiş çelik kalıplarda döküm yapılmaya başlanmıştır. Çelik kalıpta döküm önce elle yapılırken zaman içerisinde “kokil döküm” denen makineli döneme ve alçak basınçlı döküm tekniğine geçilmiştir.
Talaşlı imalat denilen musluk işleme usulleri de bu dönemde gelişmiş, tek tek basit muslukçu tezgâhları da zaman içerisinde yerini tek bağlama tüm mekanik işlemlerin yapıldığı transfer tezgâhlarına, bilgisayarlı CNC işleme merkezlerine, özel tasarımlı teknolojik makinelere bırakmıştır.
1980’li yılların başında iki el ile sıcak-soğuk suyun karışımını sağlayan bataryaların yanı sıra tek el hareketi ile sıcak-soğuk suyun karışımının ve musluğun açılıp kapatılmasını sağlayan küresel ve seramik diskli salmastra gruplu mix seriler devreye girmiştir. Ülkemiz musluk ve vana sanayicileri dünya şirketleriyle boy ölçüşecek teknoloji ve bilgi birikimine sahip olmuştur. Türk ürünü musluk ve bataryalar pek çok ülkede suyu insanlarla buluşturmaktadır.
GÜNÜMÜZDE MUSLUK BATARYA ÜRETİMİ
Günümüzde musluk ve bataryaların üretiminde insan sağlığına zarar vermeyen, içinden geçen suya karışmayan ve yıllar içinde kronik metal zehirlenmesine yol açmayan, Avrupa normlarında pirinç bakır alaşımları kullanılmaya devam edilmektedir.
Ülkemizde musluk ve batarya üretiminde pek çok firma üretim yapmaktadır. Teknolojileri, sistemleri, tesisleri ve kalitesi ile dünya şirketleri ile boy ölçüşecek ölçeği yakalamış üreticiler mevcuttur.
Geçmiş dönemde pirince daha ilkel şekilde şekil verilerek oluşturulan musluklar, günümüzde modern tesislerindeki muhtelif tonajlarda preslerden oluşan pres hattı, otomatik döküm makinelerinden oluşan modern döküm hattı, üniversal ve CNC makinelerden oluşan talaşlı imalat hattı ve otomatik montaj, test, ambalaj hattı ile çok daha modern ve gelişmiş şekillerde üretilebilmektedir.
Musluk ve Bataryalardaki Güncel Trendler
Günümüze gelindiğinde armatürler tarz, model, kaplama özellikleri itibariyle çeşitlilik kazanmış ve insan yaşamına, mekana tarz katan ürünler halini almıştır. Armatürler bir yapıda en çok dikkat çeken ve içindeki canlılarla en çok kontak kuran ürünlerdir. Konut alacak insanların en çok ve ilk etapta baktıkları yapı ürünleri arasında gelir banyo mutfak armatürleri. Dolayısıyla bugün armatürlerden fonksiyonelliği yanında yapıdaki diğer elemanları bütünleyen, konsept oluşturan bir tarz beklenmektedir.
Son dönemde küresel ısınmanın etkisiyle insanlar daha çok su ve enerji tasarrufu sağlayan ürünler talep etmektedirler. Bunun yanında ergonomik, fonksiyonel yapıdaki minimalist armatürler daha çok tercih edilmektedir ve özellikle lavabo ve evye bataryalarında tüketici tercihlerini belirleyici hale gelmektedir. Özellikle yurt içi kullanıcılarımız lavaboyu daha sık ve değişik amaçlar için kullandıklarından daha rahat kullanabilecekleri tarzda daha yüksek gövdeli ve daha uzun çıkış uçlu formları tercih etmektedirler. Evyelerde ise bayanlar mutfaktaki bulaşıkları rahat yıkayabilecekleri, çift küvetli evyeler için kullanım esnekliği veren spiralli tipleri tercih etmektedirler.
Bir dönemler talep edilen boyalı, renkli kaplamalar artık tercih edilmiyor. Kaplama olarak kromajlı ürünler popüleritesini devam ettirmesine rağmen, az miktarda daha soft, daha natürel efektler veren paslanmaz çelik görünümündeki kaplama türleri de tercih edilmektedir.
Yine son dönemlerde gelişen trendlerden bir tanesi de, önceleri sadece ticari yapılarda, genel kullanım alanlarında tercih edilen fotoselli ürünlerin evlerde de tercih edilmeye başlanmasıdır. Fotosel sistemi ile el değmeden çalışan Adell fotoselli lavabo ve evye bataryaları kullanıcılarına hijyen ve su tasarrufu sağlıyor.
Bir diğer taraftan da iç piyasada önceleri fazla rağbet görmeyen Termostatik Banyo Bataryalarına tüketicilerin ilgisi artmıştır. Yurt dışı piyasalarda yoğun rağbet gören Termostatik Bataryalar kullanıcılarına konfor, emniyet ve tasarruf sağlıyor. Modern konseptte geliştirilen “Adell Termostatik Bataryaları”, bünyesindeki termostat sistemiyle sıcak suyu, kullanıcısına her zaman ayarlanan sıcaklıkta verebiliyor. Yaşlıların, çocukların haşlanma riski ortadan kalkıyor. Su sıcaklığını istediğiniz, sevdiğiniz değere ayarlama imkânını sağlıyor. Gereksiz yere sıcak su akışını ve ayar için geçen sürede boşa akıtılacak suyu önlediği için su tasarrufu, ısıtıcı cihazlar daha az çalıştığı için de enerji tasarrufu sağlıyor. Bununla birlikte, günümüzde dikkat çeken bir diğer teknolojide, özellikle pek çok üründe olduğu gibi dijital dünyanın kolaylıklarının musluklar, bataryalar üzerine uygulanmaya başlanmasıdır.